Tarih kitapları genellikle demokrasinin beşiği olarak Atina'yı işaret eder. Ancak Atina'daki sistem, sadece belli bir zümrenin (hür erkeklerin) oy kullandığı ve şehir devletinin kendi içindeki bir uygulamaydı. Sınırları aşan, farklı şehirlerin bir araya gelerek eşitlik ve adalet temelinde ortak bir meclis kurduğu "ilk mükemmel federasyon" ise Yunanistan'da değil, Anadolu'nun güneyinde, bugünkü Teke Yarımadası'nda (Antalya ile Fethiye arası) filizlenmiştir. Bu eşsiz sistemin adı Likya Birliği'dir.
Kendilerine "Termilai" adını veren, bağımsızlıklarına ölümüne düşkün olan Likyalılar, ne Pers İmparatorluğu'nun devasa ordularına ne de Büyük İskender'in fetihlerine kolayca boyun eğmişlerdir. "Işık Ülkesinin" bu asi çocukları, dış tehditlere karşı koyabilmek ve kendi iç barışlarını sağlamak amacıyla antik dünyanın en rasyonel oylama sistemini icat ettiler. Sadece antik çağ tarihçilerini değil, binlerce yıl sonra Amerikan Anayasası'nı (ABD) yazan kurucu babaları bile derinden etkileyen bu muazzam federasyon yapısını, üç oylu başkentleri (Myra gibi) ve Patara'daki meclisin işleyişini gelin hep birlikte inceleyelim.
Likya Birliği Hakkında Kısa Bilgiler
- Başkent: Patara (Meclis Binası - Bouleuterion buradadır).
- En Güçlü (3 Oylu) Şehirler: Xanthos, Patara, Pinara, Olympos, Myra, Tlos.
- Birliğin Başkanı: Likyark (Lykiarches) adı verilen ve her yıl seçimle değişen lider.
- Küresel Etkisi: Fransız düşünür Montesquieu tarafından "tarihin en mükemmel cumhuriyet modeli" olarak tanımlanmıştır.
Birleşmek veya Yok Olmak: Likya Birliği Neden Kuruldu?
Antik çağlarda Anadolu, irili ufaklı yüzlerce şehir devletinden (polis) oluşuyordu. Bu şehir devletleri genellikle birbirleriyle savaşır, sınırlar sürekli el değiştirirdi. Likya coğrafyası ise Toros Dağları'nın sarp yapısı nedeniyle zaten birbirinden izole olmuş derin vadilere kurulmuştu.
Ancak Likyalılar tarih boyunca sürekli olarak dışarıdan gelen devasa tehditlerle karşılaştılar. Önce Persler, ardından Büyük İskender, sonrasında Mısır (Ptolemaioslar) ve Suriye (Seleukoslar) krallıkları, en sonunda da acımasız Rodoslular bu topraklara göz dikti. Özellikle M.Ö. 188 yılında Romalıların Likya'yı Rodos hakimiyetine bırakması, Likyalılar için bardağı taşıran son damla oldu. Rodos'un ağır vergilerine ve baskılarına karşı isyan eden Likya şehirleri, bağımsızlıklarını geri almak için güçlerini birleştirmek zorunda olduklarını anladılar.
M.Ö. 167 yılında Roma Senatosu, Likyalıların haklı direnişini kabul ederek onlara bağımsızlıklarını geri verdi. İşte bu tarihten itibaren Likya şehirleri, bir daha asla yabancı bir güce kolay yem olmamak ve aralarındaki anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmek için Likya Birliği'ni (Lykion Koinon) resmi ve kurumsal bir yapıya kavuşturdular.
Orantılı Temsil: Kusursuz Oy Sistemi Nasıl Çalışıyordu?
Likya Birliği'ni diğer tüm antik ittifaklardan (örneğin Peloponnesos Birliği veya Delos Birliği) üstün ve benzersiz kılan şey, kurdukları orantılı temsil sistemidir. Eğer her şehre eşit oy hakkı verilseydi, Myra gibi devasa ve zengin bir şehirle, dağ başındaki küçücük bir köy aynı söz hakkına sahip olacak ve bu da büyük şehirlerin sisteme isyan etmesine yol açacaktı. Tam tersi durumda, sadece büyük şehirlerin sözü geçseydi, bu kez küçük şehirler ezilecekti.
Likyalılar bu sorunu, bugün modern parlamentolarda kullanılan "nüfusa ve ekonomik güce dayalı temsil" sistemiyle çözdüler:
- 3 Oylu (Metropol) Şehirler: Birliğin en büyük ve en zengin 6 şehri olan Xanthos, Patara, Pinara, Olympos, Myra ve Tlos mecliste 3'er oy (temsilci) hakkına sahipti.
- 2 Oylu (Orta Ölçekli) Şehirler: Nüfusu ve ekonomik gücü orta düzeyde olan şehirler (örneğin Antiphellos - Kaş, Arykanda) meclise 2 temsilci gönderiyordu.
- 1 Oylu (Küçük) Şehirler: Çok küçük dağ ve sahil kasabaları ise 1 oy hakkına sahipti. Bazen çok küçük 2 veya 3 köy (Örn: Simena, Aperlae, Teimiussa) kendi aralarında bir alt ittifak kurarak mecliste tek bir oyla ortak temsil ediliyorlardı.
Bu sistem sayesinde mecliste toplanan temsilciler, savaş veya barış ilan etme, yeni yasalar çıkarma, ortak donanma kurma ve toplanan vergileri oranlama gibi konularda tamamen demokratik kararlar alabiliyorlardı.
Birliğin Kalbi: Patara Meclis Binası (Bouleuterion)
Farklı şehirlerden gelen temsilcilerin toplandığı "Milli Kurultay" niteliğindeki bina, Birliğin başkenti kabul edilen Patara'da inşa edilmişti. Antik dönem yazar ve coğrafyacılarından Strabon, bu meclis binasını (Bouleuterion) detaylıca anlatmıştır.
Günümüzde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) sponsorluğunda mükemmel bir şekilde restore edilen bu bina, yarım daire şeklinde, antik bir tiyatroyu andıran oturma düzenine sahiptir. Meclisin tam ortasında, temsilcilerin kürsüye çıkıp hitap ettiği bir konuşma alanı (orchestra) bulunur. Birliğin başkanı olan ve "Likyark" unvanını taşıyan lider, her sonbaharda yapılan seçimlerle değişir ve meclis toplantılarına bu binada başkanlık ederdi. Likyarklık o kadar onurlu bir görevdi ki, bu unvana sahip kişilerin isimleri bugün bile lahitlerde ve taş yazıtlarda gururla sergilenmektedir.
Likya'da Kadının Gücü (Matriyarki İzleri)
Demokrasinin beşiği sayılan Atina'da kadınların hiçbir siyasi hakkı yokken, Likya toplumunda kadınlar inanılmaz bir saygınlığa ve güce sahipti. Tarihin babası Heredot, Likyalılar hakkında yazarken çok ilginç bir detaya dikkat çeker: "Onların dünyada başka hiçbir millette olmayan bir adetleri vardır; soylarını babalarının değil, annelerinin adıyla anarlar. Bir Likyalıya kim olduğunu sorarsanız, size annesinin, anneannesinin ve onun annesinin adını sayarak cevap verir."
Soyun anadan ilerlemesi (anaerkillik / matriyarki) geleneği zamanla Yunan kültürünün etkisiyle azalsa da, Likya Birliği döneminde kadınlar çok yüksek dini ve idari makamlara gelmeye devam ettiler. Birçok antik kentte bulunan yazıtlarda, kadınların kentin "Gymnasiarkhos'u" (eğitim ve spor yöneticisi) veya meclis yöneticisi olduğu, kente köprüler ve çeşmeler yaptırdıkları övgüyle anlatılmaktadır.
Amerikan Anayasasına İlham Veren Antik Model
Likya Birliği'nin siyasi dehası, sadece kendi coğrafyasında kalmamış, 18. yüzyılda okyanusları aşarak modern dünyanın en büyük devletlerinden birinin kuruluşuna ilham vermiştir: Amerika Birleşik Devletleri.
Fransız aydınlanma düşünürü Montesquieu, 1748 yılında yazdığı ünlü "Kanunların Ruhu" (De l'esprit des lois) adlı eserinde şunları söyler: "Eğer mükemmel bir cumhuriyet modeli veya federasyon örneği göstermem gerekirse, size Likya Birliği'ni gösteririm."
Montesquieu'nun bu tespiti, ABD Anayasasını hazırlayan "Kurucu Babaların" (Founding Fathers) dikkatinden kaçmamıştır. Alexander Hamilton ve James Madison, "Federalist Yazılar" (Federalist Papers - No. 16 ve No. 45) adını verdikleri metinlerde, yeni kurulacak Amerika'daki eyaletlerin merkezi hükümetle nasıl bir ilişki kurması gerektiğini tartışırken, Likya Birliği'nin 1, 2 ve 3 oylu orantılı temsil sistemini örnek olarak göstermişlerdir. New York veya Virginia gibi büyük eyaletlerin, Rhode Island gibi küçük eyaletleri ezmesini engellemek için kurulan bugünkü Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senato yapısının genetiğinde, Patara meclisindeki Likya ruhu yatmaktadır.
Birliğin Sonu: Roma'nın Gölgesine Giriş
Muazzam bir işleyişe sahip olan Likya Birliği, bağımsızlığını M.S. 43 yılına kadar korumayı başardı. Ancak giderek büyüyen ve tüm Akdeniz'i bir "Roma Gölü" haline getiren Roma İmparatorluğu, bu bağımsız ve güçlü yapıyı daha fazla tolere etmedi.
Roma İmparatoru Claudius döneminde Likya, komşusu Pamfilya ile birleştirilerek "Lycia et Pamphylia" adıyla resmi bir Roma eyaletine dönüştürüldü. Bu durum Likyalıların siyasi ve askeri bağımsızlıklarını kaybetmesi anlamına gelse de, Romalılar onların eşsiz kültürel ve idari yapılarına saygı duydular. Likya Birliği (Koinon), Roma valisinin denetimi altında "dini ve kültürel bir federasyon" olarak yüzyıllar boyunca varlığını sürdürmeye, kendi festivallerini düzenlemeye ve meclisini toplamaya devam etti.
Özgürlüğün Mirası
Bugün Demre'den Kaş'a, Fethiye'den Antalya'ya kadar uzanan Likya Yolu'nda yürürken, dağların tepesinde veya deniz kıyısında rastladığınız o muhteşem antik kalıntılar, sadece taş ve mermerden ibaret değildir. Onlar, "Birlikten kuvvet doğar" sözünün tarihte en başarılı şekilde uygulandığı, büyüklerin küçükleri ezmediği, adaletin ve demokrasinin binlerce yıl önce yeşerdiği bir medeniyetin ayak izleridir. Likya Birliği, gücün kılıçla değil, ortak akılla ve meclisle sağlandığı bir altın çağ olarak tarihteki yerini ebediyen koruyacaktır.